Kültür Nedir? (Kültür:ekin,ekip biçmek)

Kültür Nedir? (Kültür:ekin,ekip biçmek)

Bir toplumun tarihsel süreç içerisinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi özelliklerin tamamıdır. Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkartmak, uyarı almak, düşünmek ve zekayı eğitmektir.

Medeniyet İle Kültür Arasında Farklılıklar Vardır

Kültür bir toplum has yaşayış biçimidir; gelenek, görenek… maddi yapıyı medeniyet ve uygarlık olarak görenler vardır.

Ziya Gökalp

Tezhip(medeniyet) ve hars(kültür)tan bahseder. Kültürün Türkçe karşılığı ekip biçmektir.
kültür kavramı 7 veya 9 şekilde kullanılır. Sosyolojik anlamda bir toplumun yaşayış biçimidir.
ziya Gökalp tezhip: medeniyet evrenseldir bütün insanlığın ortak malıdır demiş. Her toplumun kendine özgü bir dinsel yaşayış tarzı vardır. Bu aynı din olsa bile.

Medeni: arapça bir kelimedir, insan ilşkilerinin belli bir kurallar çevçevesinde oluştuğu bir anlamdır.
Bedevi: çölde yaşayan cahil (
Her toplumun kendine has medeni ölçüleri vardır.

Ziya Gökalp: biz avrupanın kültürünü almayacağız, medeniyetini tekniğini alacağız. Tezhibini alacağız, harsını almayacağız.

Medeniyette kültür içinde vardır. Hakim medeniyet hakim kültür yerine gelir. Bir milletin medeniyetini aldık mı kültürünü de almış oluruz- Yaşar Hoca 😀

Müslümanlar 8. Yy dan yunan eserlerini çevirir ve 13. Yy a kadar felsefi ve bilimsel çalışma başlatır. 13. Yy dan sonra Avrupa reform Rönesans başlar.

İbn-i Rüst: batı rasyonalizminin başlatıcısıdır.

Gazali ile İbn-i rüşt

Not: Gazali ile İbn-i rüşt arasında bilimsel bir tartışma oluyor: gazalinin görüşü hakim görüş oluyor. En son Fatih devrine kadar bu tartışmalar sürüyor. Fatih ile birlikte İbn-i Rüştün görüşü (felsefesi, pozitif bilimler … ) kaldırılıyor. Gazali felsefesi düşünüşü reddeder. İbn-i Rüşt ise Gazalinin ayetleri yanlış anladığını söyler.

İnkılap: Kalpteki düşüncelerin reddedilip başka yeni bir kültürün, düşüncenin alınmasıdır.

Dil ve Yazı

İnsan nesne, akıl ve duygusallık taşır. Dil de bizim organik yapımızla alakalıdır. Sesin değişik biçimlere dönerek ifade edilmesi akıl ve duygusallıkla alakalıdır ve organik temellidir.

Sesin tek başına anlamı yoktur, toplum tarafından paylaşılması lazımdır.
Her dil belli bir zamanda ortaya çıkar ve o zamanın edebiyatı ve felsefesi ile alakalıdır varlığı.

Dilin düşünce ve kültür ile çok yakın ilişkisi vardır.

Gereksinimler, altyapı dili etkiler ve belirler. Tarım toplumunda tarım ile ilgili kelimeler üretilir.
Kültürel alışverişte de etkileşim olmuştur.
Kültür ayrıdır din ayrıdır. Yazı kültürün aktarılmasında çok önemlidir.
Madde, resim, hece ,harf tipi yazılar vardır.

Türklerin kullandığı alfabeler
Göktürk,Uygur,Arap ve son olarak Latin alfabeleri
Fatih döneminde dahi Uygur alfabesiyle resmi yazışmalar yapılmıştır.
Osmanlının son dönemlerinde latin alfabesine geçme işi tartışılmıştır. En son mustafa kemal ile nihayete ermiştir. Sebebi: arap harflerinin Türkçe ses yapısına uymaması ve yazılmasının zor olması. ilk zamanlarda kil ve papirüslere yazılar yazılmıştır. Parşömen ve hayvan derilerine yazılmıştır.
bambu ağaçlarına, Çinliler ipek yapraklarına yazmışlardır.
Türkler ipeğin lifini tokmaklayarak düz hale (kakaç) getiriyorlar ve üzerine yazı yazıyorlar. Kağıt kelimesinin kökeni Türkçedir. İslam dünyasında ilk bağdat da 793 de kağıt imali yapılmıştır.

Medeniyet

Aristo’dan esinlenmekle birlikte esas olarak ibni haldunun görüşlerini paylaştığı bilinen Cevdet paşa medeniyeti ulaşılması gereken bir ideal değil bir toplumsal olgu olarak kabul ediyor.

Medeniyet ve hars

bir medeniyet çeşitli medeniyetlerin müşterek ( ortak ) malıdır. Çünkü her medeniyeti, sahipleri olan çeşitli milletler müşterek bir hayat yaşayarak vücuda getirmiştir. Bu sebeple her medeniyet mutlaka beynelmileldir ( uluslararasıdır) fakat bir medeniyetin her millette aldığı hususi ( özel ) şekiller vardır ki bunlara hars ( kültüz ) adı verilir.

Medeniyet ile Hars ın farkları

1 medeniyet beynelmilel olduğu halde hars millidir
2 medeniyet bir milletten başka bir millete geçebilir fakat hars geçmez
3 bir millet medeniyetini değiştirebilir fakat harsını değiştiremez.
4 medeniyet usul ( yöntem) ve akıl vasıtalarıyla yapılır. Hars ilham ve seziş vasıtasıyla yapılır.
5 medeniyet: iktisadi, dini, hukuk, ahlaki vb fikirlerin toplamıdır.
6 hars, dini, ahlaki, bedii ( güzel ) duyguların toplamıdır.

Dini hayat, ahlaki hayat, hukuki hayat, makulevi ( akla uygun ) hayat, bedii ( güzel sanatlar ) , iktisadi hayat, lisani hayat, fenni ( teknik ) hayat bu 8 türlü içtimaı hayatların toplamına hars adı verildiği gibi medeniyet de denilir.

Ziya Gökalp

Uygarlığı belirli bir yönteme dayalı fikir ürünü, kültürü ise kendiliğinden oluşan bir gerçek olarak kabul eder.

Kültürün Başlıca Özellikleri

Toplumsal – Tarihsel – Öğrenilip Aktarılması Gereken Kalıp – İşlevsel – Birlik İçinde Çokluk, Farklılık – Devingendir ve Değişkendir.

1 Toplumsallık

Kültür sözcüğü kökeninde ekmek üretmek demek olsa da terim yada kavram olarak toplumsal bir olguyu yansıtmaktadır. Klan yada kabile hayatından başlayarak ulus hatta kıta veya din birliği aşamasına kadar toplumun var olduğu yerlerde bir kültürden söz edilebilir. Kişisel çaba ile kazanılan bireysel kültür bile kişinin içinde yaşadığı sınıf yada toplumun kültüründen soyutlanamaz.

2 Tarihsellik

Kendisinden söz edilen toplumun tarihsel yaşamı sürecinde ve küçümsenemeyecek zaman dilimleri içerisinde oluşmuş, yaygınlaşmış kültürü belirleyen simgelerdir. Tarihsel dönem içerisinde oluşup gelişen yaygınlaşan ve değişip gelişmeleri de bitmemiş olup sürüp gidendir.

3 Kalıtsallık

Kültür, bireyin doğuştan kalıtım yoluyla getirdiği bir değerler topluluğu değil, sonradan yaşadıkça kazandığı bir edinimdir. Bir başka anlatımıyla kültür, içgüdüsel yada kalıtımsal değil, her bireyin doğduktan sonraki yaşantısı ile kazandığı alışkanlıklar, davranış ve tepki eğilimleridir.

4 İşlevsellik

Kişi, kendi gereksinimlerini gidermenin dışında toplumla iletişim kurabilmek ve etkinliğini sürdürebilmek için de o toplumda geçerli olan kültürel davranışlara uymak gereğini duyar.
ÖRN: Kentten kırsal kesime giden ve geçici bir süre için de olsa orada kalan bir kişinin yada o yöreden oy isteyen bir politikacının giyimini, konuşmasını ve davranışlarının yöreye uydurmak gereğini duyması, kültürün işlevselliğine örnektir.

5 Birlik İçinde Çokluk

Alt yada yerel kültürler öteki yöresel kültürler ile uyum içinde olurlarsa ulusal kültür denen bütün sağlanmış olur. Kıyafetlerde görülen renk biçim ve giyim özellikleri, yeme içmelerdeki çeşitlilik, konuşulan ortak dildeki bölgesel ağızlar, müzik de değişik sazlar, havalar, mimaride yapımda ve bezemede görülen farklar, bölgesel kültürleri yansıtan ve ulusal kültüre zenginlik kazandıran değerlerdir. Ulusal kültürü canlı tutan güç belli bir oranda da olsa yerel kültürlerdeki bu ayrılıklar ve dahası, normal sayılabilecek sürtüşmelerdir.
ÖRN: Avrupa’nın bir bütünlük içerisindedir ama farklı medeniyetlerden oluşmuştur.

6 Devingenlik ve Değişkenlik

Birey kendisine bir kalıt olarak aktarılan kültürü yeniden öğrenir, yaşar ve yaşatırken farkında olmadan küçük de olsa bazı değişiklikler yapmakta ve kendisinden sonraki kuşaklara bu değişik biçimiyle aktarmaktadır. Sanat dallarında bu tür değişiklikler kişisel yaratıcılık ya da yorum sayılara daha da üstün tutulmaktadır. Tek bir kuşağı değil de kuşakları içeren bu değişiklikler yüzyıllar boyunca kuşkusuz ki daha büyük boyutlara varmaktadır. ÖRN: Türk kökenli olan ve yüzyıllar öncesinde öteki Türklerin konuştuğu dili, Türkçeyi konuşan ve onlar gibi bir dil anlayışına sahip olan Bulgarlar dillerinin ve dinlerinin değiştirip Slavlaşmışlar ve bu nedenle de Türk kültürünün dışında kalmışlardır. Toplumların gelişmesinde en esaslı etken kültür değişimleridir.

A – Evrim Kuramı

Uygarlığın yada kültürün, toplumların ilk vahşi dönemlerinden günümüze kadar çeşitli aşamalardan geçerek sürekli bir ilerleme ve gelişme gösterdiğini kabul eden görüştür.

B – Yayılma Kuramı

Toplumsal ve kültürel değişmeyi, bir kültürden ötekine geçen öğelere ve bu öğelerin yaygınlaşıp tutunmalarına bağlayan görüştür.

a- Serbest Kültür Değişimleri

Yabancı kültür topluluklarıyla ilişkide bulunan toplumlarda herhangi bir iç yada dış zorlama olmaksızın baş gösteren değişikliklerdir. Bir kültür sömürgeciliğinden söz edildiği çağımızda bu tür değişmeler giderek büyük hız kazanmaktadır. ÖRN: İslamiyet’e geçiş ile birlikte Arap ve fars kültürlerinin etkisi altına girildiğini ve din ile birlikte eski Türk yazısının giyim – kuşamının, sanat anlayışının büyük değişikliklere uğradığını hatırlamamız gerekir.

b-Zorunlu Kültür Değişmeleri

Dıştan gelen bir zorlama ile yapılan yada ülkedeki siyasal iktidarların belli bir amaçla veya devlet gücünü kullanarak yaptıkları kültür değişiklikleridir. ÖRN: Rusya’nın Türki Cumhuriyetlerine komünizm i empoze etmesi.

Türk Kültür Devrimi

Türkiye’de Atatürk’ün öncülüğünde gerçekleştirilen Türk devrimi de aydınlanma denen büyük düşün akımına dayanan bir kültür devrimidir. Ulusal kültürü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkartmak amaçtır.

1 – Atatürk’ün Kültür Anlayışı ve Devrim

Kültür kavramının uygarlıktan ayırmanın gereksizliğine inanan Atatürk bunu şöyle açıklar: kültür
a- bir toplumun devlet hayatında
b- düşün hayatında, yani bilimde, toplum bilimde ve güzel sanatlarda
c-ekonomik hayatta, yani tarımda, ticarette kara, deniz ve hava ulaşımcılığın da yapabildiği şeylerin bileşkesidir.

Atatürk: bir kültür temeline dayanmayan ulusların varlıklarını uzun süre koruyamadıklarını anımsatarak kültürel kimliğin ve birliğin öneminin de belirtmiştir.

2 – Kültür Alanı ile ilgili Kuruluşlar

3 – Kültür Anlayışında Değişiklikler: Sentez Arayışları

Ziya Gökalp : “Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak ( çağdaşlaşmak ) “
Atatürk ise : islamiyetin esasları ve öğretisinin değişmediği ve türklerin bin yıldan beri bu öğretiyi uyguladıkları gerçeğinden hareketle Gökalp’in üçlü bileşkesinden “İslamlaşmak”ı çıkartarak kültür kaynaklarını ve amacını ikiye indirmiştir. Son zamanlarda bu bileşkeler dışında post-modern
( Modernlik sonrası ) kültür anlayışı ile küreselleşme ( globalleşme ) adı verilen ve giderek toplumsal / ulusal değerlerin, kültürlerin ortadan kalkacağını varsayan görüşlerde savunulur olmuştur.

Oswald Spengler
Canlı Organizma

Kültürü canlı varlıklara benzetmektedir.
Çocukluk : İlkbahar
Gençlik : Yaz
Olgunluk : Sonbahar
İhtiyarlık : Kış

Kültür ve Uygarlık

Üç evreden geçerler : Simgesel bir ilk kültür – Metefizik / Dinsel, Yüksek kültür – Uygarlıkçı son kültür
Böylece Spengler, Uygarlığı canlılığını yani biçimlendirici ilkeler olma niteliğini yitirmiş olan kültürlerin son evresi ve kendinden sonraki kültüre doğru bir uzantısı olarak görmektedir.

Kültürlerin Simgeleri

Genelde her kültür kendini en iyi biçimde mimarlıktaki özellikleriyle belli eder. Bunun dışında her kültür kendisine en uygun sanat dalını ve bilimi seçer.

Kültürler Arasında Etkileşim: Spengler temelde her kültürü kendi içinde bir bütün olarak görmekte ve birini ötekisinin devamı saymaktadır. ÖRN: Grek heykelciliğinin mısırdaki heykel biçimini alıp geliştirmesi gibi.

Arnold Toynbee
Toynbee’nin Spengler ile birlikte olduğu, ona katıldığı önemli bir nokta aydınlanma dönemi tarih felsefesine karşı çıkmadır. Yeryüzünde tek bir batı uygarlığı değil bir çok uygarlık bulunduğunu kabul etmektedir.

Uygarlığın Doğuşu

Nil’in taşıp meydan okumasının çevresine yaydığı birikim, uyandırdığı olumlu tepki, mısır uygarlığını doğuran ana etken olmuştur. Mezopotamya uygarlığının doğunda aynı biçimde Dicle – Fırat ırmaklarının.

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN TARİHSEL DEĞİŞİM VE GELİŞİMİ

A- Türk Kültürü ve Türkiye Kültürü Kavramları

Türk tarihi, belirli bir coğrafya parçası ile sınırlandırılmasına olanak bulunmayan bir nitelik taşımakta ve Türklerin göçüp yerleştikleri ve devlet kurup egemen oldukları ülkelerin tümünü kapsamaktadır. Türk kültürü ile Türkiye kültürü deyimleri arasında boyut ve süreç yönünden küçümsenemeyecek bir ayrılık vardır.
Türk kültürü: türk kavminin tarih sahnesine çıkışından başlayarak günümüze dek süre gelen ve türklerin yerleştikleri, yaşadıkları bugünde yaşamakta oldukları yerlerde yarattıkları bugünde etkinliğini sürdüren kültür anlaşılmaktadır. Türkiye kültürü ise türklerin yerleşmelerinden ötürü türkiye denilen bu topraklarda onlardan öncede var olan onların gelişiyle büyük bir değişikliğe uğrayarak devam eden ve günümüze ulaşan kültürdür.

Kültürün Başlıca Öğeleri

Kültürü oluşturan öğeleri inceleyenlerin şimdiye kadar yaptıkları sınıflamalar 3 kümede toplanabilir.

Birinci Küme
A- Ayrıma maddi kültür, manevi kültür adlarını verenler: genelde toplum bilimcilerden kaynaklanan bu ayrım yanlılarının ülkemizde de pek çok olduğu görülmektedir.
B-Kültürü sanatlar / teknikler ve aletler diye ikiye ayıranlar.
C-Kültürü oluşturan öğeleri tarih olan ve tarihi olan diye sınıflayanlar.

İkinci Küme
A- Çok önemli olan, kültürün özünü oluşturan öğeler
B-Öz olmadıkları, yan çevrede bulundukları halde kimi kez birey yada toplum için önemli olan öğeler.
C-Etkileri pek duyulmayan, önemsiz olan öğeler.

Üçüncü Küme
Kültürü çok daha fazla öğelerden oluşan bir bütün olarak görenler.

Türkçenin Tarihsel Gelişimi ve Etkileşim

Yer yüzünde konuşulan diller hangi kökenden gelirlerse gelsinler, başlangıçtaki saflıklarını olduğu gibi sürdüremezler çünkü dilde her toplumsal yada kültürel varlık, öğe gibi zaman içerisinde değişimden kurtulamaz. Bu değişme veya gelişmeninde iki ana nedeni vardır.

1- Toplum / Ulus içindeki çeşitli gereksinimler ve yönlendirmeler.
2- İlişkide bulunulan başka toplumların konuştukları dillerin etkisi yada diller arasında karşılıklı etkileşim.

1-İslam Öncesi Dönem

Türkçenin Hiung-nu lardan başlayarak türklerin konuştukları bir dil olduğu bilinmektedir. 581 orhun yazıtlarındaki dil, Türkçenin oldukça gelişmiş, zengin, işlek ve akıcı edebiyat dili düzeyine ulaştığını kanıtlamaktadır.
Uygurlar döneminde yabancı toplumlarla kültürel ilişkilerin artmasının ve Budizm, Manihaizm, Hristiyanlık gibi yeni dinlerin kabul edilmesinin bir sonucu olarak yabancı dillerinin etkilerinin de arttığı görülür.
Türk toplum ve devlet hayatına uygun olarak islam öncesi dönemde Türkçenin başlıca üç alanda oldukça zengin sözcüklere sahip olduğu görülmektedir: Aile – Tarım – Yönetim.

2-İslamiyet; Arapça ve Farsçanın baskısı ve Tepkiler

Türklerin 7. Yy ortalarından başlayarak islam kültür çerçevesine girmelerine koşut olarak Türkçenin iki yabancı dilin etkisi altına girdiği görülür: Arapça ve Farsça. Üstelik bu etki giderek bir baskıya ( boyunduruğa ) dönüşmüş ve Türkçe öz kimliğini yitirerek bir başkalaşıma uğramıştır. Dinin kutsal kitabı kuran ı ve peygamberin hadislerini aslından okuyup anlayabilmek için Arapça bilmek gerekir.
Ezan arapça okunmakta, hutbeler arapça verilmektedir. Bunların dışında arapça bilim dili olarak kabul edilmiştir. Böylece araçpa ibadet ve bilim dili olarak islam dünyasına bütün öteki dillerin önünde yer almış üstün sayılmıştır.
sanata gelince edebiyattan başlayarak sanatın hemen her dalında geçerli dil olarak da farsça yeğlenmiştir.

Psikolojik Etkenler

Yeni bir toplumsal çevreye yada ülkeye giren kişinin uyum sağlamak fazla yabancılık çekmemek için orada konuşulan dili öğrenmek için duyduğu eğilimdir. Hele buna bir de din gibi inanca, sanat gibi tutkuya dayanan duygular eklenince geçerli yada ( moda ) dili yeğleyip ana dili ikinci plana atma eğilimi daha da artmaktadır.

Divan-ı Lügat-ı Türk Kaşkarlı Mahmut: Türkçenin arapça ile karşılaştırılması.
Ali Şir Nevai Muhakemetül Lugatey: Türkçeyi Farçadan üstün ve zengin bulan Türkçe – Farsça sözlük.

Türklüğe ve Türkçeye Dönüş Eğilimleri

Türkmen geleneği ve Türkçeye önem verme, Osmanlı devletinin yükseliş döneminde siyasal olduğu kadar kültürel bir etmen olarak da birleştirici bir rol oynar. Tasavvuf akımınn güçlenmesi ve Anadolu da doğan Bektaşiliğin Türkçe nefeslerle anlatılması eski türk şamanizminden de izler taşıyan bu yeni tarikatın okuma-yazma bilmeyen halk arasınad yayılmasını kolaylaştırır.
Ahilik de şehir hayatını simgelediği kadar türk geleneğini ve düşüncesini yansıtan ve Türkçeyi de destekleyen bir etken olarak belirir.
Bütün bu gelişmeler Türkçenin yeni kavram ve terimlerle zenginleşmesine, güçlenmesine yol açar.

Osmanlıca: Yazı dili – Konuşma dili Ayrımı
Türkçe ikinci plana itilmiş ve dahası “ayağı çarıklı kaba türklerin” konuştuğu bir dil olarak aşağılanmıştır.

İkinci meşrutiyer döneminde türkçülük akımının güçlenip siyasal boyutlar kazanmasına koşut olarak dil çalışmalarının da arttığı görülür: Türkçeciler, genç kalemler.

Türkçenin Özelleştirilip Geliştirilmesi Çabaları

Dilde Türkçeciliği devlete mal etmek ve zengin güzel ve ulusal Türkçenin oluşmasını sağlamak amaç edinmiştir. 1932’de Türk dili tetkik cemiyeti 1936’da türk dil kurumu olarak değiştirilmiştir.
Amacı:
Türk dilini ulusal kültürümüzün eksiksiz bir anlatım aracı haline getirmek
Türkçeyi çağdaş uygarlığımızın önümüze getirdiği tüm gereksinimleri karşılayacağı bir yetkinliğe erdirmek.

DİN

Kültürü oluşturan ana öğelerin biri de dindir. Hatta kültür konusuna eğilen kimi düşünürlerle araştırıcılar dini, kültürü belirleyen ve onu yönlendiren baş etken olarak görmektedir. Her din kendine özgü bir ahlak sistemi demektir. Kabul ettiği öncelikler ve koyduğu yasaklar aracılığı ile de kişisel olduğu kadar toplumsal davranışları da etkiler ve biçimlendirir.

Din Nedir? Yeryüzündeki Dinlerin Sınıflandırılması

Din, kutsal yani birbirinden ayrı ve yasak nesnelerle ilgili olan inançlardan ve belirli tapınma yöntemlerinden meydana gelmiş ortak bir sistemdir. Din Allah tarafından konulup ona inananları dünyada ve ahirette kurtuluşa götüren inanç ve eylemlerden (itikat ve amelden ) oluşan bir kurumdur.

Totemcilik

Bu, “ adına klan denen insan topluluklarını bazı kutsal yaratıklara yada kutsal sayılan nesnelere din” diye tanımlanabilir. Amerika Kızılderililerinin dillerinden alınan totem sözcüğü 1791’den başlayan bu tür dinlerin ortak adı olarak kullanılmıştır. Totemcilikde 3 ana kavram yada düşünce vardır: Totem, Mana, Tabu.

Totem: Temel kavram niteliğinde olup 3 ayrı yönden önem taşır.
a:klanın geldiği, türediği kabul edilen kutsal varlıktır. Bu yüzden de çoğu kez klandaki bireylerin atası sayılır.
b:klanın adıdır. Klan onun adıyla anılır
c:klanın armasıdır, simgesidir.

ÖRN: fil klanında film hem kendisine bağlanılan, tapınılan kutsal varlıktır, hem de klan üyelerini birleştiren ortak addır, hem de o klanın simgesi işaretidir.

Mana: Her yere yayılmış olan maddi ve manevi nitelikte kişilik dışı güç demektir.
Klan içindeki bütün yaratıklarda ve nesnelerde görülür.

Tabu: Bazı hareketlerin, eylemlerin yada nesnelerin yasaklanması kendilerine dokunulmaması demektir. Bu yasaklanmanın amacı kutsal olanı kutsal olmayandan ayırmaktır.

Kan Davası: totem inanışında insan vücudunun bazı kısımları özel bir kutsallık taşır. Bunlar arasında da kan ve saçlar başta gelir. Totemi oluşturan insanlar tek bir aile ve kan kardeşi sayılırlar. Bu nedenle klan üyelerinden herhangi biri başka klandan olan birisi tarafından öldürülecek olursa onun kanını yerde bırakmamak, yani öcünü almak, kan davası gütmek bütün klan için borç sayılır.

Dışarıdan Evlenme: Klan içindeki kadınlar erkeklerin kız kardeşi ( bacı ) kabul edilirler. Bu sebeple klan içinden evlenme söz konusu olamaz. Ancak başka klanlardan olan bir kadınla bir erkek evlenebilir.

Ruhculuk – Canlıcılık

Doğada insan ruhuna benzer ruhların (anima) bulunduğunu kabul eden din demektir. Bu inanışa göre insanlardan doğaya, eşyalara aktarılan “eşler” ( ruhlar ) vardır ve her taraf bu ruhlarla doludur.